Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının Tümü Üzerinde

DÖNEM: 23 YASAMA YILI: 3  CİLT : 30

 
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
9?uncu Birleşim

22 Ekim 2008 Çarşamba
?????..
3.      X - Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/605) (S. Sayısı: 275)
BAŞKAN ? Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Komisyon raporu 275 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, AK PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan; şahısları adına Kocaeli Milletvekili Cumali Durmuş ve Konya Milletvekili Hasan Angı?nın söz talepleri vardır.
İlk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi?ye aittir.
Sayın Hamzaçebi, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) ? Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Sözlerime başlarken sizleri saygıyla selamlıyorum.
Tasarı 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu?nun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasını düzenlemektedir. Yine serbest bölgelere yönelik olarak tasarı Gümrük Kanunu?na da bir madde ilavesini öngörmektedir.
Hem tasarıyla Serbest Bölgeler Kanunu?nda yapılmak istenen değişikler hem de bu değişikliklere ilişkin görüşlerimizin daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Serbest Bölgeler Kanunu üzerinde çok kısaca durmak istiyorum.
3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu 1985 yılında kabul edilmiştir. Yani yaklaşık yirmi üç yıldır yürürlükte olan bir kanunda yapılacak olan değişikliği görüşüyoruz. Ancak Türkiye'nin serbest bölgeler konusundaki ilk düzenlemesi 1985 yılında kabul edilmiş olan 3218 sayılı Kanun değildir, tarihi çok eskidir. Cumhuriyetin ilk yıllarında, 1927 yılında yürürlüğe girmiş olan Serbest Mıntıka Kanunu Türkiye Cumhuriyeti?nin serbest bölge konusundaki ilk düzenlemesidir. O yıllarda ekonomide tasarrufun hiç olmayışı o dönemin yöneticilerini kaynak aramaya itmiş ve serbest bölgenin bir çözüm olacağı düşüncesiyle 1927 yılında böyle bir kanun kabul edilmiştir. Aynı yıl Türkiye Cumhuriyeti?nin sanayinin teşviki amacıyla Teşvik-i Sanayi Kanunu?nu da kabul ettiğini hatırlayalım. O Kanun bugünkü teşvik düzenlemeleriyle boy ölçüşebilecek ölçüde ciddi, kapsamlı düzenlemelere sahiptir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin 1927 yılındaki Serbest Bölge Kanunu kabulünden sonraki ikinci düzenlemesi, 1946 yılında İkinci Dünya Savaşı?ndan sonra halı ve kilim ihracındaki potansiyelimizi değerlendirmek amacıyla İstanbul Eminönü?nde kurulmak istenen bir serbest bölgeyle ilgilidir. Yine üçüncü düzenleme, 1953 yılında kabul edilmiş olan Serbest Bölgeler Kanunu?dur. 1953 yılındaki düzenleme 1985 yılına kadar yürürlükte kalmış ve 1985 yılında şimdi değişiklik yapılmasını görüştüğümüz 3218 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir.
1985 yılına kadar üç yasa kabul edilmiş olmakla birlikte, 1985 öncesinde ciddi bir serbest bölge uygulamasından söz etmek mümkün değildir. Bu konudaki ilk ciddi uygulamalar 1985 yılından sonra Türkiye'nin gündemine gelmiştir. Yani Türkiye?deki ciddi serbest bölge uygulamasının başlangıcını 1985 yılı olarak almak yanlış olmaz. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye?de yirmi tane serbest bölge faaliyettedir.
Serbest bölgelerin 1985 yılında 3218 sayılı Yasa?yla kurulması planlanırken şu anlayış hâkimdi, şu gerekçelerle serbest bölgeler kurulmuştu:
Birinci amaç, ihracat için yatırım ve üretimi artırmaktır. Yine ekonomide kaynakların kıt olması nedeniyle buraya özellikle yabancı sermayenin gelmesi amaçlanmış ve burada yapılacak yatırım ve üretim faaliyetiyle Türkiye ihracat yapacak ve böylece ekonomimizin potansiyeli artacaktı. Birinci amaç yatırım ve üretimi artırmak ama ihracat için.
Yine Kanun?un 1?inci maddesinde sayılan ikinci amaç, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmaktır. Bu da bu Kanun?un ikinci amacıdır.
Ekonominin girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli bir şekilde temin etmek serbest bölgelerin Türkiye?de faaliyete geçirilmesinin üçüncü amacıdır. Serbest bölgeler aynı zamanda bir depolama işlevi gören yerlerdir. Bir yanda gümrük vergisine tabi birçok ürünü, birçok girdiyi ithal etmek işletmelerin üzerinde yük oluşturabilir. O nedenle, serbest bölgeye vergisiz olarak ithal edip orada depolayıp içeride ekonominin ihtiyacına göre bu girdiyi içeriye ithal etmek daha mantıklıdır. Dolayısıyla bir depo vazifesi gören bir yerdir serbest bölgeler aynı zamanda.
Ve dördüncü amaç da dış ticaret ve finansman imkânlarından daha çok yararlanmaktır.
Bu dört amaçla serbest bölgeler oluşturulmuştur ve bunun için 3218 sayılı Kanun çok ciddi teşvikler vermiştir. Bu teşvikler vergi teşvikleridir değerli arkadaşlar. Serbest bölgeler, zaten mahiyeti itibarıyla bir ülkenin siyasi sınırları içinde olmakla birlikte, vergi, gümrük ve kambiyo muameleleri yönünden gümrük bölgesi dışında sayılan yerlerdir. Bu mevzuat, vergi, gümrük ve kambiyo mevzuatı kısmen veya tamamen serbest bölgelerde uygulanmaz.
Getirilen vergi teşvikleri neydi: Bu bölgelerde yapılan faaliyetlerden elde edilen kazanç gelir ve kurumlar vergisine tabi değildir. Yine bu kazancın Türkiye?nin diğer bölgelerine getirilmesi hâlinde kişisel gelir vergisine tabi olması söz konusu değildir. Bu bölgelerde istihdam edilen personele yapılan ücret ödemeleri gelir vergisine tabi değildir. Bu bölgelerde düzenlenen kâğıtlar damga vergisine tabi değildir. Ve bu bölgelere yapılan teslimler katma değer vergisine tabi değildir.
Bunlar son derece ciddi teşviklerdir. Gerçekten önemli bir teşvik vermiştir 1985 yılında yürürlüğe giren kanun.
Yalnız serbest bölgelerin bu teşviklere rağmen amacına ulaştığını söylemek mümkün müdür, bu yönden bir değerlendirme yapabilir miyiz diye baktığımızda rakamlar serbest bölgelerin amacına ulaştığını göstermiyor. 2007 yılı sonu itibarıyla rakamları vereceğim size: 2007 yılı sonu itibarıyla bu bölgelerin toplam ticaret hacmi 24,5 milyar dolardır. Bu bölgelerden yurt dışına yapılan ihracatın toplamı ise 5,3 milyar dolardır. Kalan kısım yurt dışından bölgelere, bölgelerden yurt içine veya yurt içinden bölgelere yapılan ticaretin toplamını oluşturmaktadır. Yani 24,5 milyar dolarlık toplam ticaret hacminin sadece yüzde 22?si, Türkiye?nin ihracat rakamını oluşturmaktadır. 2007 yılı ihracatının 107 milyar dolar olduğunu düşünürsek, toplam ihracatımızın yüzde 4,9?u, 5?e yakın kısmı serbest bölgelerden yapılan ihracattan oluşmaktadır. Tablo bu.
Bu rakam -2007 yılında serbest bölgelerdeki toplam ticaretin yüzde 22?si ihracattan oluşmaktadır dedim-  2002 yılında neydi diye bakarsak: 2002 yılındaki rakam da yüzde 20?dir. Yani 2002?den 2007?ye kadar yüzde 20-22 aralığında seyreden bir ihracat oranı söz konusudur. Bu bölgelere ne kadar yabancı yatırımcı çekmişiz, sayısal açıdan bakarsak: 31 Aralık 2008 itibarıyla burada toplam 3 bin 680 yatırımcı vardır, bunun sadece 639?u, yani yüzde 17,4?ü yabancı yatırımcıdır. Daha çok bizim yerli müteşebbislerimiz buraya ilgi göstermiştir. Zaten toplam rakama baktığımızda, toplam ticaret hacmine baktığımızda da bu rakamlar bunu doğrulamaktadır.
Serbest bölgelerde istihdam edilen personel sayısına baktığımızda 2002 yılında 34 bin olan sayının, 2004 yılında 38 bine çıktığını görüyoruz ki 2004 teşviklerin sınırlandığı yıldır. 2007 yılı istihdam rakamı 50 bindir, bu yıl sonu itibarıyla belki 55-56 bini bulacak bir istihdam rakamı söz konusudur. 2004 yılında teşviklerin kısıtlanmış olmasına rağmen 2004?ten itibaren istihdam rakamlarının arttığını söylemeliyim, ancak şu konuda yanlış bir anlaşılma olmasın: İstihdama ilişkin vergi teşviki, 31 Aralık 2008?e kadar devam etmektedir. Yani bu tasarı, eğer yasalaşmaz ise istihdama ilişkin gelir vergisi teşviki bu yıl sonunda sona ermektedir.
20 serbest bölge faaliyettedir demiştim. 20 serbest bölgeyi, 24,5 milyar dolarlık toplam ticaret hacmi içindeki payı açısından değerlendirdiğimizde, bazı bölgelerin payının son derece yüksek olduğunu görüyoruz, bazılarının son derece düşük olduğunu görüyoruz. Örneğin sadece Ege Serbest Bölgesinin toplam içindeki payı yüzde 26,6?dır. Bursa ve Mersin?i de ilave ettiğimizde, 3 serbest bölgenin toplam ticaret hacmi içindeki payı yüzde 54,4?tür. Kocaeli ve İstanbul Deri Serbest Bölgesini ilave ettiğimizde, toplamın yüzde 70?i 5 serbest bölgeden gelmektedir diyebiliriz. Yani kâğıt üzerinde 20 tane serbest bölge var ama bunların çok önemli bir kısmının ekonomiye, ihracatımıza çok ciddi bir katkısı yok, hatta belki bir kısmının hiç yok diyebiliriz veya çok az, olmayacak düzeylerde olduğunu söyleyebiliriz.
Toplam ticaret hacminin sadece yüzde 22?sinin ihracat olması nedeniyle bu bölgedeki vergi teşvikleri tartışma konusu olmuştur. Yani aynı faaliyeti Türkiye?de yürüten bir mükellef her türlü vergiyi öderken, serbest bölgede faaliyet gösterip üretim yapan veya ticaret yapan ama bunun ürünlerini de Türkiye?ye satan, yani ihraç etmeyen bir mükellefin orada vergi ödememesi vergi adaleti açısından kabul edilebilir değildir. Amaç ihracatı artırmaktı, yatırım ve istihdamı artırmaktı, ee bu teşvikler bu işe yaramıyorsa bunları gözden geçirmek gerekir. Maliye Bakanlığı bunun çalışmasını 2000?li yıllarda yapmıştır. Buna ilişkin yasal düzenleme 2004 yılında bu Parlamento tarafından, bir önceki dönem, 22?nci Dönem Parlamentosu tarafından kabul edilmiştir ve vergi teşvikleri kısıtlanmıştır. Kısıtlama derken, aslında daimî olarak bu vergi teşviklerinin yürürlükten kaldırılması öngörülmüş ancak geçici olarak, belli tarihlere kadar bazı vergi teşviklerinin devam etmesi öngörülmüştür. Bunlardan en önemlisi -diğerleri üzerinde çok fazla durmayacağım- istihdama ilişkin vergi teşvikidir. İstihdama ilişkin vergi teşviki 31 Aralık 2008 tarihinde sona ermektedir. Bu tasarının ana amacı, istihdama ilişkin olarak sona eren vergi teşvikinin süresinin belli şartlarla uzatılmasını sağlamaktır. Bu düşünceyi prensip olarak olumlu bulduğumuzu ifade etmeliyim. Üretimi teşvik eden ve buna yönelik olarak bu teşviklerin süresini uzatmayı amaçlayan düzenlemeyi prensip olarak olumlu buluyoruz ancak maddenin içeriğine baktığımızda bunun yeterli olmadığını görüyoruz. Madde şöyle bir düzenleme yapıyor: Bir kere -nihai tarih- Avrupa Birliğine tam üyeliğimizin gerçekleşeceği yıla ilişkin beyannamenin verileceği tarihe kadar vergi teşviki sürecektir, o tarihte her şartta sona erecektir, sınırımız o. Tabii ki şirketin faaliyet süresi neyse onunla sınırlı olan birtakım teşvikler de var. Bu tarihe kadar -onu geçmemek üzere- serbest bölgede üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu üretim sonucu ortaya çıkan ürünlerin FOB değerinin en az yüzde 85?ini oluşturan kısmını yurt dışına ihraç etmeleri hâlinde istihdama ilişkin vergi teşviki devam edecektir.
Değerli arkadaşlar, yüzde 85 oranı tasarının hazırlandığı dönemde belki o kadar önemli değildi -o zaman da önemliydi aslında, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında bu yüzde 85?lik oranın ağır olduğunu ifade etmiştim- şimdi küresel bir kriz yaşıyoruz, bu kriz Türkiye?yi de etkiliyor. Dünya ticaret hacmi daralacak, bizim ihracatımız bundan etkilenecek. Yüzde 85?lik bir oranı ihracatçı, üretici üzerinde bir baskı unsuru olarak tutmayalım, bir Demokles?in kılıcı olarak durmasın. Bu oranı indirmeyi öneriyoruz, bu oran yüzde 50?ye inebilir değerli arkadaşlar, buna ilişkin önergemiz gelecektir. Küresel krizde yüzde 85?lik oran olağanüstü yüksek bir orandır. İkincisi, hizmet ihracı bu kapsamda yoktur değerli arkadaşlar, sadece mal ihracı vardır. Burada üretilen ve ihraç edilen mallara ilişkin bir istisna vardır. Bu bölgede Türkiye'nin diğer bölgelerinde üretilen mallara talep yaratan ihracat organizasyonları vardır, hizmet organizasyonları vardır. Bunlar sonuçta Türkiye?nin ihracatını artırmaya yöneliktir. Bu ihracatı da mutlaka kapsama almalıyız diye düşünüyorum. Hizmet ihracında oranı yüzde 85 olarak muhafaza edebiliriz, mal ihracında önerdiğimiz  yüzde 50?lik oran şart değil. Bunu maddenin amacına ulaşabilmesi açısından gerekli gördüğümü ifade etmeliyim. Aksi takdirde, yüzde 85?lik oran ve hizmet ihracının kapsam dışında olması bu küresel kriz ortamında bizim ihracatımızı vuracaktır. ?5,3 milyar dolarlık bir ihracatımız var.? dedik. Ben bu rakamı küçümseme amacıyla söylemedim. Toplam ihracatımızın yüzde 4,9?u ama sonuçta 5,3 milyar dolardır. Bu ihracatın Türkiye için önemsiz olduğunu hiç kimse herhâlde söylemeyecektir. Bu son derece önemli.
Tasarının bir iki düzenlemesi daha var, onlara ilişkin de sizlere çok kısaca bilgi vermek istiyorum. Bu iki düzenlemeye ilişkin de iyileştirici önergelerimizi Başkanlık Divanına verdik. Bunlardan bir tanesi tasarının 3?üncüsü maddesiyle ilgili. Tasarının 3?üncü maddesinde, serbest bölgelerde bulunan hazineye ait arsa, arazi ve binaların yatırımcılara kırk dokuz yıla kadar kiralanabileceğini veya irtifak hakkı tesis edilebileceği söyleniyor. Gerçekte bu maddeye ihtiyaç olduğu kanaatinde değilim çünkü 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu bu işlerin pazarlık usulüyle ilgilisine, yani rekabete çıkmadan ilgilisine kiraya verilmesini veya irtifak hakkı tesis edilmesini imkân dâhiline sokmuştur. Bakın, Avrupa Birliği Uyum Komisyonunun raporunu okuyun, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin oradaki itirazlarını okuyun. ?2886 sayılı Devlet İhale Kanunu?na tabi değildir.? diyen tasarı maddesiyle de Avrupa Birliğine uyum konusunda problem yaratıyoruz. Her seneki ilerleme raporlarına şimdi bu girecek, gereksiz bir istisna hükmü. Bu bir yönetmelikle düzenlenebilir. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu?nun 51?inci maddesinin (g) bendi bu işlerin pazarlık usulüyle yapılmasına izin verir, buna gerek yok ama ?mutlaka yazacağız? diyorsanız bari doğru yazalım, madde kötü yazılmıştır. Bir kere, kiralamada kırk dokuz yıla izin veriyor ama irtifak hakkında dikkat ederseniz süre yoktur. Asıl yapılması gereken, kırk dokuz yıla kadar irtifak hakkı tesisini burada imkân dâhiline sokmaktır. ?Efendim, genel hükümler buna izin veriyor.? denilebilir ama Maliyenin uygulaması yirmi dokuz yıla kadar irtifak hakkıdır. Bilemiyorum, yirmi dokuz yıllık süre ile mi yetinmek istiyor bunu kaleme alan arkadaşlarımız. Doğru yazıma ilişkin bir önergeyi yine Başkanlık Divanına verdik.
Yine bu yazım tarzı, yat üretimiyle meşgul Antalya?daki serbest bölgemizin faaliyetinde sorun yaratacak nitelikte. Antalya?daki serbest bölgede yat da üretiliyor. Bakın, ama madde diyor ki: ?Devletin özel mülkiyetindeki arsa, arazi ve binalar kiraya verilebilir.? Kıyılar, yani yat üretiminin gerçekleştiği o kıyı devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerdendir, özel mülkiyette olan yerler değildir. Bu yazım tarzıyla kanun koyucu onları hariç tutmuş olur. Belki bu madde hiç olmasaydı genel hükümlerden hareketle böyle bir yorumu yapıp kıyılara ilişkin bir çözüm bulabilirdik ama mademki kanun koyucu sadece devletin özel mülkiyetindeki yerlerin kiralanmasına izin vermektedir, o hâlde devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler dediğimiz kıyılarda izin vermiyor demektir. Doğru yazım, bu yerlere ilişkin de irtifak hakkı değil, kiralama değil, kullanma izninin de imkân dâhiline sokulmasıdır. Aksi takdirde, bugün, yat üretimi sekteye uğrayacaktır. Türkiye tersanecilikte, yat üretiminde çok büyük potansiyele sahip bir ülkedir, dünya 4?üncüsüdür, dünya 3?üncüsü, 2?ncisi olmaması için hiçbir neden yoktur. Ama şu basit düzenlemede bile biz Antalya?daki yat üretiminin önüne engel koyarsak tasarı amacına ulaşmış olmaz.
Değerli milletvekilleri, tasarıya olumlu bakıyoruz. Ancak, sözünü ettiğim birkaç noktadaki eksikliğin giderilmesi hâlinde tasarı amacına uygun olacaktır. Sözlerimi burada bitiriyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN ? Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Viagra çok çok lezzetli değildir. Yerinde olması gerektiğini tüm almak zaten karar verin. Biz alışveriş merkezi geldi ve sevdim aldım. hemen şimdi kurtarmaz Ereksiyon Olamıyor Musunuz Sen biraz zaman beklemek zorunda.