DÖNEM: 23 CİLT: 20 YASAMA YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ 7 Mayıs 2008 Çarşamba . Viagra çok çok lezzetli değildir. Yerinde olması gerektiğini tüm seçip zaten karar verin. Biz sirk geldi ve sevdim aldım. hemen kurtarmaz Ereksiyon Olamıyor Musunuz Sen tam olarak bir saat beklemek zorunda.
TUTANAK DERGİSİ
100?üncü Birleşim
2.- Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ile Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/480) (S. Sayısı: 94) (x)
BAŞKAN ? Komisyon ve Hükûmet buradalar.
Komisyon raporu 94 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi.
Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) ? Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tasarı, 8 Haziran 1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılmasına İlişkin Kanun?da değişiklik öngörmektedir. Dokuz maddeden oluşan tasarı, bir maddesiyle de Devlet Su İşleri Teşkilat Kanunu?nun bir maddesinde değişiklik yapılmasını öngörmektedir.
Yap-işlet-devret modeline ilişkin olarak yapılması planlanan değişiklikleri iki grupta toplayabiliriz: Birinci grup değişiklikler, ?yap-işlet-devret?in kapsamına ilişkin, yani bu kapsamda yapılabilecek yatırımlara ilişkin değişikliklerdir. Bu da iki şekilde yapılmaktadır: Yürürlükte olan Yasa?ya göre hâlen köprü, tünel, baraj, içme suyu, kullanma suyu, sulama suyu, sivil kullanıma yönelik deniz limanları, hava limanları gibi altyapı yatırımları yap-işlet-devret modeli çerçevesinde yaptırılabilirken, tasarıyla bu kapsam genişletilmekte ve bunlara ilave olarak, trafiği yoğun kara yolu, gar kompleksi, lojistik merkezi, kruvaziyer limanı, sınır kapıları gibi yatırımların da bu kapsamda yapılması öngörülmektedir.
Yine, kapsamda yapılan bir diğer değişiklik de şudur: Biraz önce saymış olduğum yatırımların yap-işlet-devret modeli çerçevesinde yapılabilmesinin temel şartı, bu yatırımların ileri teknolojiyi ve yüksek maddi kaynağı birlikte gerektirmesidir. Yani bir yatırım hem ileri teknoloji gerektirecek hem de yüksek maddi kaynak gerektirecek ki yap-işlet-devret modeliyle yapılabilsin. Tasarıyla bu noktada da bir değişiklik yapılmakta ve bir yatırım yüksek maddi kaynak gerektirdiği hâlde ileri teknoloji gerektirmese bile yap-işlet-devret modeliyle yapılabilecektir veya ileri teknoloji gerektirmekle birlikte yüksek maddi kaynak gerektirmese dâhi o da yap-işlet-devret modeli çerçevesinde yapılabilecektir.
Asıl önemli değişiklik, yap-işlet-devret modelinde yapılan değişikliktir. Yürürlükteki Yasa?ya göre yap-işlet-devret modeli çerçevesinde gerçekleştirilecek yatırımlarda, yatırımı gerçekleştirmek amacıyla devlet bütçesinden herhangi bir ödeme yapılmazken, tasarıyla öngörülen modele göre -ki katkı payına dayalı bir modeldir bu- gerçekleştirilecek yatırımlarda ödemeler devlet bütçesinden yatırımcıya yapılacaktır. Yap-işlet-devret modelinde tesisin, yatırım sonucu ortaya çıkan tesisin kullanımı hâlinde kullanıcılar tarafından bir ödeme yapılırken, tasarının öngördüğü katkı payına dayalı modelde ödeme devlet bütçesinden yatırımcıya yapılacaktır. Bu çok önemli bir değişikliktir ve asıl bunun üzerinde durmak gerekir. Ben de zamanın izin verdiği ölçüde bu konu üzerinde durmak istiyorum.
Yap-işlet-devret modeli, altyapı yatırımlarının gerçekleştirilmesinde kullanılan önemli bir proje finansman modelidir. Modelin gelişmiş ülkelerde de uygulama alanı vardır ancak daha çok kaynak sıkıntısı çeken, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde uygulanmaktadır. 1980 sonrası küreselleşme sürecinin dünyada hızlanmasıyla birlikte ortaya çıkan bir modeldir. Modelin en önemli özelliği, birçok özelliği vardır ama en önemli özelliği yatırımların finansmanının özel sektör tarafından gerçekleştirilmesidir. Yap-işlet-devret modeli, kamunun görev alanına giren bir yatırım veya hizmetin, yatırım ve işletme döneminde yapılacak harcamaları üstlenen yatırımcılar tarafından, yatırım sonucu ortaya çıkan tesisin önceden belirlenmiş olan süre ve tarifeler üzerinden işletilmesidir, yap-işlet-devret modelinin esası budur. Kamu-özel sektör iş birliğinin önemli bir alanıdır. Bu alanda yap-işlet modeli, işletme hakkı devri gibi başka modeller de olmakla birlikte en belirgin örneği yap-işlet-devret modelidir, kamu-özel sektör iş birliğinin.
Türkiye?de bu modelin ilk ciddi örneklerini 80?li yıllarda görmeye başlıyoruz. 80?li yıllarda, 1984 yılında çıkarılan 3096 sayılı Kanun?la enerji sektöründe yap-işlet-devret modeli uygulanmaya başlamıştır. Yine, 1987 yılında çıkarılmış olan bir başka yasayla da otoyollar ve bu yollar üzerindeki tesislerin yap-işlet-devret modeliyle yapılması olanağı bizim sistemimize girmiştir. Enerji sektöründe yap-işlet uygulamasını ise 1987 yılında çıkan 4283 sayılı Yasa?yla görüyoruz.
Bütün bu saydığım düzenlemeleri bir şemsiye altında, bir çatı altında toplayan ilk kapsamlı düzenleme ise 94 yılında çıkarılmış olan, bu tasarının değişiklik öngördüğü, 3996 sayılı Yap-İşlet-Devret Kanunu olarak isimlendirebileceğimiz kanundur. Bu Kanun?un, yani Yap-İşlet-Devret Kanunu?nun genel gerekçesine baktığımızda modelin Türkiye?ye getirilmesinin temel nedeninin kamunun çekmiş olduğu kaynak sıkıntısı olduğu anlaşılacaktır. Kamu kaynaklarının yetersizliği, kamu hizmetlerinin çokluğu karşısında kıt kaynaklarla bu hizmetlerin gerçekleştirilmesi mümkün olamayacağından özel sektörün finansmanını sağlaması suretiyle böyle bir modelin ülkemize intikal etmesi o zaman uygun görülmüş ve 3996 sayılı Yasa kabul edilmiştir.
Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz bu tasarıyla getirilmek istenen katkı payına dayalı modelin, biraz önce tanımını yaptığım ve Kanun?un genel gerekçesinden getirilme gerekçesini ifade ettiğim yap-işlet-devret modeliyle bir ilgisi bulunmamaktadır. Bunun yap-işlet-devret modelinin bir türevi, bir ikincil yöntemi olması, bu modelin gelişmiş ülkelerde uygulama alanı bulmuş olması bu söylediğim gerçeği değiştirmeyecektir.
Tasarının ana düşüncesi, yatırımların, Hükûmetin planlamış olduğu bir kısım kamu yatırımlarının özel sektör eliyle gerçekleştirilmesi ve özel sektörün gerçekleştireceği bu yatırımların bedelinin taksitler hâlinde yatırımcıya devlet bütçesinden ödenmesidir. Tasarıdaki bütün maddeler bunun etrafında şekillendirilmiştir.
Değerli arkadaşlar, kamu maliyesinde 2006 yılından bu yana ciddi bir bozulma yaşıyoruz. Biraz sonra bunun rakamlarına gireceğim. Kamu maliyesinde ciddi bir bozulmayı yaşarken, gelirlerimizin gayrisafi millî hasılaya, gayrisafi yurt içi hasılaya oranı bu düzey sürekli olarak aşağı giderken, harcamalar giderek artarken böyle bir modeli bir ilave finansman olanağı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmeyi doğru bulmuyorum. Bu model, azalan gelirler, artan harcamalar karşısında, bozulan mali disiplin karşısında Hükûmetin kısa dönemde birtakım yatırımları gerçekleştirme arzusundan başka bir şey değildir. Bu arzu, gelecek yılların bütçelerini baskı altına alacak niteliktedir. Gelecek yıllardaki hükûmetlerin veya bu Hükûmetin gelecek yıllardaki bütçelerini baskı altına alacak, kısa dönemli birtakım hedefleri olan bir tasarıdır.
Tasarı şunu öngörüyor: Tasarı ?katkı payı? adı altında yatırımcıya yapılacak bir ödemeden söz ediyor. Yani bir yatırımcı? Tabii ki arkasında bir finansman kuruluş var. Bu finansman kuruluşu arkasına almış olan veya onunla beraber hareket eden yatırımcı, ihale konusu olan kamu yatırımını, örneğin trafiği yoğun bir kara yolunun yapımını üstlenecek, o yolun işletme dönemi de dâhil olmak üzere o dönemdeki işletme ve bakım masraflarını da üstlenecek, tüm bu dönemdeki yatırımcının üstlenmiş olduğu harcamalar, yani gerek yatırım harcamaları gerek işletme ve bakım harcamaları, her yıl bütçesine ?katkı payı? adı altında konulacak bir ödenekle yatırımcıya ödenecektir. Taksitler hâlinde ödemedir.
Katkı payı, ilk bakışta hazinenin bu yatırım nedeniyle katlanacağı yükü azaltacakmış gibi bir izlenim veriyorsa da-kavram böyle bir izlenimi almaya uygun, gerçekte böyle bir şey yok- yatırımın tamamı bütçeden karşılanmaktadır. Ve buna ilişkin olarak tasarıda yer alan sınırlara baktığımızda, bu sınırların gerçekten bütçeleri ne kadar baskı altına alacak nitelikte sınırlar olduğu gözükecektir.
Tasarıya göre, katkı payına dayalı yap-işlet-devret modeli uyarınca yapılacak yatırımların tutarı, o yılki yatırım bütçesinin yüzde 50?sini geçemeyecektir. 2008 yılı yatırım bütçesinin büyüklüğü 11,8 milyar YTL?dir. 12 milyar YTL dersek, yani 2008 yılında Hükûmet 6 milyar YTL?lik bir yatırımı bu yolla yapabilecektir.
Yapsın tabii ki, yapsın diyebiliriz, ama her yıl yatırım bütçesinin yüzde 50?si oranında bir ödeneği bu şekilde kullandığını düşünürseniz, Hükûmetin bütçenin diğer kalemlerine, cari harcamalara, sosyal harcamalara, tarımsal desteklemeye ayıracağı kaynağın ne kadar küçüleceğini tahmin edersiniz.
Yine, katkı payı olarak bütçeden yapılacak, yatırımcıya yapılacak taksitler hâlindeki ödemenin tutarı da yatırım bütçesinin yüzde 20?sini geçemeyecektir. Bunlar çok ciddi, yüksek oranlardır ve bu oranların 1 katına kadar, 2 katına yükseltilmesi konusunda tasarı Bakanlar Kuruluna ayrıca yetki vermektedir değerli arkadaşlar, bunu doğru bulmuyorum.
Biraz önce kamu maliyesinde ciddi bir bozulma sürecinden söz ettim. Şöyle olmuş olsaydı bu modeli daha anlayışla karşılayabilirdik: Hükûmet, gelecek yıllara ilişkin olarak yapmış olduğu projeksiyonda, işte, birkaç gün önce açıklamış olduğu orta vadeli mali çerçevede gelecek yıllarda devletin gelirlerinin artacağını bize söylemiş olsaydı, bunu belki farklı bir şekilde ele alabilirdik. İleride bütçenin gelirleri artacaktır, artan gelirler nedeniyle, ileride bütçeden, bu kalemde, yani, katkı payına dayalı olarak yapacağı ödemelerin yükü o artan gelirlerle karşılanabilecektir. Böyle bir model yok.
Şimdi, kamu maliyesi nasıl bozuldu, nasıl bozuluyor, bunu size rakamlarıyla vermek istiyorum:
Kamu maliyesindeki bozulma, gerçekte 2006 yılında başlamıştır, 2007 seçim yılında değil. Bu konuda Hükûmetin en iyi yılı 2005 yılıdır. Bakın, merkezî yönetim bütçe gelirlerinin toplamının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2005 yılında yüzde 23,5?tir; 2007 yılında bu oran yüzde 22?ye inmektedir, gayrisafi yurt içi hasılanın 1,5 puan altındadır. 2007 yılı gayrisafi yurt içi hasılasıyla bu rakam 12,8 milyar YTL?dir. Yani, Hükûmet 2007 yılında 2005?teki gibi gelir toplayabilmiş olsaydı, elinde 12,8 milyar YTL daha fazla geliri olacaktı. 2007 yılı oranı yüzde 22?dir. Hükûmetin sürekli eleştirdiği ?Benden önceki tablo çok kötüydü, bir felaket, bir enkaz devraldım.? gerekçesiyle ortaya koyduğu 2002 yılı oranı yüzde 22,7?dir. Bakın, 2007 yılı gelirlerinin 2002?ye oranı tam 0,7 puan daha aşağıdadır. Bunun anlamı, Hükûmet, aşağı yukarı bu konuda 6 milyar YTL 2002 yılından daha az gelir toplamıştır değerli arkadaşlar.
Sayın bakanlarımız bir iki gün önce orta vadeli mali çerçeve açıkladılar. Orta vadeli mali çerçeveye baktığımızda, durum, aslında söylendiği gibi değil, savunulduğu gibi değil. Orta vadeli mali çerçeve, 2008 ila 2012 yıllarını kapsamaktadır. Bu çerçeveyle, açıklanan bu çerçeveyle Hükûmet, daha önce açıklamış olduğu 2008-2012 yıllarını kapsayan orta vadeli program ve orta vadeli mali planı rafa kaldırmıştır.
Rakamlarını vermek istiyorum size, orta vadeli mali çerçevenin rakamlarını vermek istiyorum: Bu çerçeveye göre, 2006 yılının program tanımlı geliri -bazı gelirleri program tanımında dikkate almıyoruz- program tanımlı gelir 2006 yılında gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak yüzde 21,5?tir. Bu oran 2008 yılında 20,4?e düşüyor, 2012 yılında yüzde 20?ye düşüyor. Yani, 2006 yılından, Hükûmetin mali disiplininin bozulduğunu ifade ettiğim 2006 yılından 2012 yılında 1,5 puan daha az gelir toplayacak. 1,5 puan daha az gelir demek, 2007 yılı gayrisafi yurt içi hasılasını dikkate alırsak, aşağı yukarı 12,8 milyar YTL demektir. Hükûmet, bozulan mali disiplin karşısında geliri artırarak yatırımlarını bu şekilde artırma yolunu tercih etmek yerine, kısa vadeli bir önleme başvuruyor; özel sektör yapsın, biz ona taksitle bütçelerden ödeme yapalım.
Değerli arkadaşlar, harcamaya baktığımızda orta vadeli mali çerçevede, harcamalar aynı şekildedir. Harcamalar artıyor. 2006 yılının harcama oranı, gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 17,4?tür. 2012?de yüzde 18,3?e çıkıyor. Harcama artsın, Türkiye?nin bu kadar küçük bütçelerle yönetilmesi mümkün değildir. Ama gelir tarafını olduğu gibi kabul edip, veri kabul edip o konuda hiçbir önlem almaksızın harcamaları birtakım popülist yöntemlerle artırmaya kalkarsanız, bunun sonu felaket olur, bunun sonu enflasyon olur.
Şimdi, bugüne kadar faiz dışı fazlanın nimetlerinden, faziletinden söz eden Hükûmetimiz, ekonomiden sorumlu bakanlarımız bugün faiz dışı fazlayı bize bir kötülüğün unsuru olarak tanıtıyorlar. ?Faiz dışı fazla önemli değildir? diyor. E, bugüne kadar neden önemliydi o zaman? Neden önemliydi?
Değerli arkadaşlar, büyüme düşüyor, enflasyon artıyor, iç borçlanma faizi yüzde 20?nin üzerinde. 2006?nın Mayıs başında iç borçlanma faizi yüzde 14?ün altındaydı değerli arkadaşlar. Bunun bu mortgage kriziyle de ilgisi yok. Mortgage kriziyle, Amerikan piyasasındaki krizle bunun bir kısmını izah edersiniz, tamamını izah edemezsiniz.
Mali disiplin 2006?dan bu yana bozuluyor değerli arkadaşlar. Hâlâ 2006?nın faiz oranlarının yakınında değiliz, onun yaklaşık yüzde 50 oranında üzerindeyiz. Eskiden iyi vergi topladığımızı düşünüyorduk. Öyleydi, evet, gerçekten gayrisafi yurt içi hasıla rakamları, millî gelir rakamları bize öyle gösteriyordu. Yeni millî gelir hesabı birçok şeyi doğru görmemizi sağladı. Hükûmet bunun sadece, kişi başına düşen gelir yönüyle ilgilendi, oradaki artışı öne çıkardı. Başka öne çıkarmamız gereken şeyler var değerli arkadaşlarım.
Yurt içi tasarruflar düşüyor. Yurt içi tasarruflar, 1987 yılından bugüne kadar en düşük düzeyindeyiz, son 2006, 2007, 2008 rakamları -2008 program rakamı 17,6?dır- 87 yılından bu yana en düşük rakamdır değerli arkadaşlar. Beğenilmeyen 2002 yılının yurt içi tasarruflarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 19,2?dir, bugünün 2 puan üzerindedir.
Sabit sermaye yatırımlarında durum farklı değil. 1987-2007 arasını alıyorum, yirmi yıllık dönemi alıyorum. 87?yi alma nedenim, 87 yılında millî gelir hesaplama yöntemi değişmişti. Daha eskiye gidersem durum yine değişmeyecek. Bakın, sabit sermaye yatırımlarına bakıyorum, sabit sermaye yatırımlarında 2007 yılı için yüzde 21,7?lik bir oran gerçekleşmiş, 2008 yılı için aynı oran öngörülmüş. 2002 bu konuda daha yüksek değil ama 2000 yılı rakamı yüzde 22,8?dir. Yani 1987 ila 2000 dönemini alırsak, 2006, 2007, 2008 yılları, Hükûmetin en iyi olduğunu söylediği yıllar, geriye doğru gittiğimiz bütün yılların gerisindedir.
Peki, gelire geliyorum, biraz önce söyledim, onu en sona bıraktım. İyi vergi topladığımızı zannediyorduk. Hayır, şimdi, bizim vergi yükümüz toplam vergi gelirlerimizin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, yeni millî gelir hesabıyla yüzde 17,8?e düştü. Hükûmet orta vadeli mali planda bu konuda bir iyileştirme öngörmüyor, bir artışa gitmiyor. Uluslararası ortalamalar: Avrupa Birliği ortalamaları yüzde 26-27?dir, OECD ortalaması yine bu düzeylerdedir, 25-26?dır değerli arkadaşlar. Kayıt dışı ekonomi için hiçbir önlem almayacaksınız, gelir tarafında bir iyileştirme düşünmeyeceksiniz, gelir tarafında azalma planlayacaksınız, öte taraftan da bu modeli, katkı payına dayalı modeli, ilave bir imkân olarak burada kamuoyuna sunacaksınız. Bu doğru değil değerli arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN ? Buyurun Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) ? Evet, aşağı yukarı konuşmamı tamamlamıştım Sayın Başkan.
Tasarının, ülke şartlarına uygun, ihtiyacımız olan bir tasarı olduğu kanaatinde değilim. Problem, Hükûmetin bütçe anlayışındadır, Hükûmetin mali disiplin anlayışındadır. Bu bütçelerle, bu mali disiplin anlayışıyla ekonominin yönetilme şansı yoktur. Enflasyon artarken, faizler yüzde 20?nin üzerine çıkmışken, büyüme düşmüşken, ?orta vadeli mali çerçeve? adı altında mali disiplini bir kenara atıp enflasyonu indirmenin sorumluluğunu sadece Merkez Bankasına bırakırsanız, Merkez Bankasının ortalığı toplaması, etrafa çekidüzen vermesi, ülkeye çekidüzen vermesi mümkün değildir.
Sözlerimi burada bitiriyorum. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN ? Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

